Ülkemiz; 50"li yıllardan beri enerji ve sanayi politikalarında uygulanan yanlışlıklar, plansız ve gerçekçi olmayan projeksiyonlar nedeniyle hızlı bir çıkmaza girmektedir. Kuşkusuz, bu temel yanlışlıklar, hem enflasyonun artmasına hem de sağlıksız bir büyümeye, yaşadığımız ekonomik krize neden olmaktadır. Türkiye kendisine "ağır sanayi", "kirli sanayi", "enerji yoğun sanayi" yolunu seçmişse, sorun yaşaması kaçınılmazdır.
Örneğin Fransa, kendi ülkesindeki çimento fabrikalarını kapatıp, Türkiye"nin "gururla" özelleştirdiği 5 adet çimento fabrikasını satın aldı. Çimentoları bizden ithal ediyor ve bize de, bu fabrikaların kullandığı enerjileri üretmemiz için nükleer santral satmaya çalışıyor. Böylelikle bize hem nükleer santral pazarlıyor, hem de temiz ve sorunsuz bir şekilde çimento sağlamış oluyor. Biz ise, hem nükleer santrallerin parasını ödüyoruz, bu arada bütün riskine katlanıyoruz, hem de çevreye büyük zarar veren bir üretimi-ürünü, güzel ülkemizi kirletmek pahasına övünerek ihraç ediyoruz. Sonuçta pazarlanan yalnızca çimento değil; insanlarımızın sağlığı, çocuklarımızın geleceği, doğamızın ve kaynaklarımızın bizatihi kendisidir. Benzer şekilde sürekli sanayileşiyoruz diye övündüğümüz, ama üzerinde bu yönleriyle hiç düşünmediğimiz, farkına varmadığımız bir çok tesisimiz var. Otomotiv, tekstil, kimya ve demir çelik fabrikalarımız da, dünyadaki en kirletici ve enerji yoğun eski teknolojilerine sahip olma unvanlarıyla üretim yapmaya devam ediyorlar.
İlk nükleer santral kurma niyetlerinin 35 sene öncesine dayandığı ülkemizde, o günkü dünya konjonktürüne göre nükleer santral yapılmasına karar verilip, yer seçimi çalışmalarının yapılması 1972-1976"lı yıllara rastlıyor. 1970"li yıllardaki mevcut teknoloji ve etüt bilgilerine göre yapılmış olan çalışmalarla yeri belirlenen ve yer lisans onayı alan Akkuyu Nükleer Santral Projesinin, bugün benzer bir çalışma yapıldığı taktirde, artık lisans onayı alamayacağı ileri sürülüyor.
1976 yılında Akkuyu"ya yer lisansı onayı veren 3 kişiden biri olan Prof. Dr. Tolga Yarman, 16 Ekim 1999 günü, Ankara"da TMMOB tarafından düzenlenen Nükleer Enerji Kongresi"nde yaptığı konuşmada, şu iddialarda bulunmuştur; " Çeyrek yüzyıl önce verilen lisans bugün geçerli addedilemez; çünkü lisans verme kıstasları değişmiş sayılmalıdır ve yeniden vazedilmedir. Çeyrek yüzyıl önce verilen lisans, bir "Turizm Etki Değerlendirmesi"ni kapsamamıştır; çünkü santralin o zaman, bugünkü boyutta olmayan, turizme vereceği zarar diye, bir kavram yoktur. Ben bugün TAEK"te olsam, Akkuyu"ya lisans vermem. Lisans verilecek olsa şerh koyarım. Bunu ilan ediyorum. Aynı biçimde, inanıyorum ki, Profesör Yalçın Sanalan da aynı yönde bir tavır alırdı. Lisans başvurusunu TEK adına, Nükleer Santral Dairesi Başkanı Dr. Ahmet Kütükçüoğlu imzalamıştı. Bilerek söylüyorum ki, anlattığım sebeplerden dolayı, Dr. Ahmet Kütükçüoğlu, Akkuyu"ya dönük olarak, Kurumu adına böyle bir başvuruda bulunmaz; başvuruda bulunulacak olsa, başvuru yazısına imzasını koymazdı".
Akkuyu"da nükleer santral kurma kararı için, o gün savunulan gerekçelerin, bugün neden geçersiz olduğunun bir kez daha altını çizelim;
*Askeri, Ulusal Güvenlik Stratejileri Açısından Uygun Bir Bölge
*Yer, Zemin ve Deprem Etütlerine Göre En Uygun Bölge
*Olası Bir Kazada Etkilenecek ve Tahliye Edilecek Nüfus Yoğunluğu Az Bir Bölge
*Santral, Mersin, Adana, Konya, Antalya Gibi Sanayi Kentlerine Elektrik Sağlayacağı için İletim Kayıplarının Az Olacağı Bir Bölge
*Nükleer Santraların İhtiyacı Olan Soğutma Suyu İçin Uygun Bir Bölge:
Ayrıca Akkuyu"da yapılmaya çalışılan nükleer santral projesi, Türkiye"nin çevre konusunda doğrudan taraf olduğu, aşağıda listesini yayınladığımız Ulusal/Uluslararası Anlaşmalara, Protokollere ve Deklarasyonlara aykırı bazı özellikler taşımaktadır.
*Avrupa ve Akdeniz Bitki Koruma Teşkilatı Hakkında Sözleşme, Paris 1951 ( Türkiye 10.08.1965 )
*Kuşların Korunması Hakkında Uluslararası Sözleşme, Paris 1959 ( R.G. 17.12.1966, Sayı 12480 )
*Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme, Paris 1972 (R.G. 14.02.1983 Sayı 17959 )
*Avrupa"nın Yaban Hayatı Ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi, Bern 1979 ( R.G. 20.02.1984, Sayı 18318 )
*Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme, Ramsar 1971
*Akdeniz"in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi, Barselona 1976 ( R.G. 12.06.1981, Sayı 17368 )
*Akdeniz"in Kara Kökenli Kaynaklardan Kirleticilere Karşı Korunması Hakkında Protokol, Atina 1980 ( R.G. 18.03.1987, Sayı 19404 )
*Akdeniz"de Özel Olarak Korunan Alanlara İlişkin Protokol, Cenevre 1982 ( Türkiye 06.11.1986)
*Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ( 5 Haziran 1992, Rio )
*Stockholm, İnsan Çevresi Deklarasyonu, 1972
*AGİK Helsinki Nihai Senedi, 1975
*Akdeniz"in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi, Cenova Deklarasyonu, 1985
*BM/AEK Flora, Fauna ve Yaşam Ortamlarının Korunması Deklarasyonu, 1988
*BM/AEK Çevrenin Korunması ve Doğal Kaynakların Rasyonel Kullanımı için Bölgesel Stratejisi, 1988
*Avrupa Çevre ve Sağlık Şartı, Frankfurt 1989
*Akdeniz Bölgesinde, Avrupa Akdeniz Çevre İşbirliği Lefkoşe Şartı, 1990
*Akdeniz Havzasında Çevre Konusunda Avrupa-Akdeniz İşbirliğine ait Kahire Deklarasyonu 1992
Kapatılması planlanan nükleer santrallerin sökülüp, kısa ve uzun vadeli olarak bertaraf edilmesi işleminin santralın yatırın ve işletme maliyetlerinin 5-10 misline eriştiği ortaya çıktı. Kullanılmış nükleer yakıtların uzun vadeli depolanması tesislerinin maliyetlerini halen tüm dünya ülkeleri nasıl karşılayacağını kara kara düşünmektedir. Almanya"da kapatılması düşünülen mevcut nükleer santrallerin kaç yılda kapatılabileceği üzerine değerlendirmeler sürmektedir. Almanya"nın ekonomik gücü ve teknik kapasitesi ile bile bu pislikten ancak 20-25 yılda kurtulabileceği tartışılmaktadır.Türkiye"de enerji sektörü yatırımlarını yönlendiren karar vericilere, tüm dünyanın kurtulmaya çalıştığı nükleer santralleri Türkiye"de kurmamalarını ve ülkenin geleceğini karartmamalarını öneriyoruz."
Mersin'in ve TÜRKİYE'nin en önemli sorunu veya çözümü olacak bu proje için mersinn forum üyelerinin görüşlerini bekliyoruz.Savaşların her an son sözü söylediği bir coğrafi yapıda bulunan ülkemizin böyle bir tesisle donatılması konusunda pasif kalmayalım..