.Göç hemen hemen butun büyükşehirlerde olduğu gibi Mersin içinde kaçınılmaz bır sorun olmuş,göçenin madden ve moralmen göçmesinden çıkan sorunlarla birlikte, bir sorunlar yumağı haline gelmiştir. Ne kadar benzerlik olursa olsun her kenti kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekir. mersin'nın bir turizm ve tarım kenti olması dolayısıyla, göçü öncelikle bu iki sektör bakımdan değerlendirerek, sorunlara daha akılcı yaklaşımla çözüm aranabilinir. mersin"nın geçim kaynağının birincisi turizm ve buna eşdeğer ölçüde tarım olduğu düşünülürse, turizmin, aşırı göçün asayiş olaylarını artırması, aşırı betonlaşma ve doğal çevre tahribatına yol açması nedenleriyle gerileyebileceği, tarımın ise artan nüfus baskısıyla yapılaşma, çevre kirliliği ve tarım alanı azalması gibi nedenlerle azalabileceği düşünülebilir. Kısaca her iki sektörün de göçle gelen insan kaynaklı artı değerlere rağmen göçten önemli ölçüde olumsuz etkilenmemesi gibi bir durum göz ardı edilemez. İnsanları bulundukları yerde tutmanın yolu, en başta insanın beslenme, barınma, sağlık, eğitim gibi temel gereksinimlerinin karşılanması ve bu gereksinimleri karşılayacak gelir düzeyinde iş olanaklarının oluşturulmasıyla başarılabilir. Bu ise devletin, öncelikle sosyal devlet olması, siyasi iktidarlarının başarılı politikalar yürütmesine bağlıdır. Ülkemizde göç olgusu haddini aşarak hala devam ettiğine göre, siyasal iktidarların sosyal devlet anlayışından uzaklaşarak, başarısız veya yanlış politikalar izledikleri gibi bir sonucu çıkarmak yanlış olmayacaktır. Ülkemizde iç göçün yavaşlaması ve sonunda kentlerde göç alma ile göç etmenin eşitleneceği bir duruma gelmesi, hükümetlerin devletin çözümleyeceği bir konudur. Fakat, göç ile bir kente gelmiş nüfusun getirdiği sorunların çözümünde de yine devletin sorumluluğu da olsa , görev, büyük ölçüde belediyelere, kentlilik bilincine ulaşmada rol alan bilinçli sivil toplum örgütlerine ve kentlilik bilincine ulaşmış yerleşik halka düşmektedir.