Ne zaman gündemin böyle hızlı değiştiği ve hiçbirşeyin takip edilip analiz edilemez olduğu günler yaşasak, hep (tarih merakımdan kaynaklanan) eski dönemler aklıma geliverir...Sanki, yaşadığımız ve/veya yaşattırıldığımız hiçbirşey yeni ve farklı değil gibi...
Hani, şöyle deyişler vardır ya, "güneşin altında değişen hiçbirşey yoktur" ; "Tarih tekerrürden ibarettir", diye... Yaw hakkaten öyle demek ki, demek geliyor içimden, amaa, her döneme özgü farklı koşullar ve bileşenlerin olduğu aklıma gelince de, öyle değil ve hiçbirzaman da öyle olmamalı diyesim geliyor.
Şöyle oturup, berrak bir zihinle neyiz, neredeyiz ve nedir yaşadıklarımız?, gibi soruların yanıtlarını aramaya çalıştığımızda, aslında insan uygarlıklarının yaptığı ve yapabileceği şeylerin gerçekten de sınırlı çeşitte ve temelde aynı şeyler olduğunu görüyoruz...
Bu açıdan, şu ilginç yarımadanın tarihine baktığımızda da, uluslararası etkileşim temelinden alırsak, sevgili dostum, hep "çiğnenmişlik", "arada kalmışlık", "hiçbir tarafa ait olamamışlık" ve "paylaşılamamışlık" gibi saptamalar yapıyoruz. Diğer yandan, ANADOLU'nun, kendine özgü ilkleri, sentezleri ve üstünlüklerinin de dünya mirası açısından ne kadar benzersiz ve önemli olduğunu da görüyoruz.
Fakat, bu topraklar üzerinde son yüzyıllarda kalıcı hale gelen "atalet" ve "bastırılma" döngüsünden kurtulmak için yapılan birkaç önemli girişimin de sonuçsuz kaldığını görünce, hakkaten umutsuzluğa ve teslimiyete kapılabiliyoruz.
Diğer yandan, "büyük ve güçlü olan, küçük ve zayıf olanı yer/yönetir" olarak özetlenen doğa yasasını, "haklı ve daha ahlaklı olan herkesi ve herşeyi hakeder" biçimine çevirebilmek için insanlığın ürettiği yüksek değerleri hatırlayıp, mücadeleye ve karşı koymaya devam etmekten vazgeçmemek gerektiğini hatırlıyoruz...
Sonuç olarak, sevgili arkadaşlar, hayatındaki tüm güzel dönemleri ve sahip olduğu herşeyi feda ederek, sadece "vatan" olarak değer verdiği bu yarımadanın kaderini değiştirecek felsefeyi ve kadroları yaratıp birleştiren Mustafa Kemal ATATÜRK'ün azmini örnek alarak direnmemiz gerekiyor...Onun gibi, "adını ve değerini bilemediğimiz" binlerce devlet adamı, sanatçı ve aydınımız, bu ülkenin onuru ve bağımsızlığı için nice emek vermiştir....Tamam, geçmiş 20-30 yıla göre daha cahil, daha eğitimsiz ve vasıfsız bir milletimiz ve gençliğimiz var. Bu, herşeyi zorlaştıran ve geriye götüren en önemli faktör aslında, fakat, VAZGEÇME ve YILMA için haklı gerekçeler değil elbette...
Bu nedenle, ister bireysel, isterse örgütsel(parti,dernek,sendika,...vb) düzeyde olsun, bizi bu hallere düşüren her anlayışla,her siyasi düşünceyle,partilerle,cahillerle ve vatansızlarla mücadele etmeye devam etmek bir şeref ve insanlık görevimiz olmaya devam etmelidir diyorum...