Gönderen Konu: İPEK ONGUN'LA SÖYLEŞİ  (Okunma sayısı 2703 defa)

  • Öğrenci
  • *
  • İleti: 2
    • Profili Görüntüle
İPEK ONGUN'LA SÖYLEŞİ
« : 15 Ağustos 2011, 22:43:29 »

Erkan Özaydın

YAZAR İPEK ONGUN'LA SÖYLEŞİ

Değerli okurlar,
Ülkemizin ve Mersin’li gençlerin sevgili yazarı  İpek Ongun’u köşemize konuk ettik. Geçtiğimiz aylarda Sayın Ongun,‘Mersin 33’, ‘Mersin Başarır’ fotoğraf sergilerinin temasını oluşturan portreler arasında yer aldı. Yazıları kadar yaşadığımız semtin, Pozcu’nun yıllar önce turunç fidanlarıyla bezenmesine önayak olmuş bir hanımefendiyi hep merak etmiştim.  Baharda turunç ağaçları çiçek açıp, caddeleri o güzel koku sardığında  aklımda aynı soru vardır. Kentin beton yığınlarıyla ölmesine karşı çıkmıştı bence, İpek Ongun.  Keşke yerel yöneticilerimiz, komşularımız bu çabayı sürdürseydi . Kentimiz eskisi gibi turunç çiçeği koksaydı .
İpek Hanım, nerede doğdunuz, kısaca yaşam öykünüzü öğrenebilir miyiz? Ankara'da doğdum. İlkokulu Ankara TED Kolejinde okudum. Daha sonra İstanbul'a taşındık; orta ve lise eğitimimi o zamanki adıyla Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde tamamlayıp, Edebiyat Bölümünden mezun oldum. Evlendim, iki kızımız oldu ve yazmaya başladım. Otuz yıldır yazıyorum; bu arada kızlarımız evlendi ve artık üç kız torun sahibiyiz.
Yolunuzun edebiyatla kesiştiği yıllardan söz eder misiniz? Yolumun edebiyatla ilk kesişmesi, dedemin anneme yazar olmasını dileyerek Fatma Aliye adını vermesiyle başlamıştır da diyebiliriz.  Annem Hasan Ali Yücel döneminde kitaplara tutkun bir Türkçe Edebiyat öğretmeni olarak bana sürekli kitap taşırdı. Bol kitaplı, kütüphaneli bir evde yaşama şansına sahiptim. Lise yıllarımdaysa Vedat Nedim Tör'ün yönettiği "Doğan Kardeş Dergisi"ne çeviriler yapmaya başladım. Bu da bir dönemeçtir benim için, ondan çok şey öğrendim. Uzun bir süre çeşitli yayın evleri ve gazeteler için çeviriler yaptıktan sonra "Altın Kitaplar Yayınevi"nin editörü Nilgün Himmetoğlu'yla tanışmam ve birlikte çalışmamız sonucu, onun beni kendi kitaplarımı yazmaya yönlendirmesi, yazı yaşamımın en önemli kesişmesidir. İlk gençlik kitabıma büyük destek veren Mina Urgan'sa bu kesişmenin itici gücü olmuştur. İşte şimdi artık aramızda olmayan bu değerli insanlar ve sevgili eşimin sonsuz desteği ile bugünlere gelebildim.

Okurla yazarı arasında kurulan bağ uzun bir süreci ve emeği mi gerektirir? Bu bağ, sizin ilişkinizde çok belirgin. Yaşadığınız kent bu bağı biçimlendirdi mi sizce? Gençleriyle Mersin  yazma ve yaşama dürtüsü veriyor mu? Benim okurlarımla aramdaki bağ, gerçekten çok güçlü ve sıcak. Otuz yıllık emeğin hakkı elbette inkâr edilemez ama sanırım daha çok olduğum gibi olmam onları etkiliyor, beni "sahici" buluyorlar. Kendimi onların yerine koyabiliyorum, konuşur gibi yazıyorum, duygularımı düşüncelerimi süslemeden anlatıyorum. Yazarken benim asıl derdim onlara dokunabilmek ve sanırım bunu başarıyorum.

Mersin’in sanatla ilişkisi yüzeyde ve zayıf mı? Edebiyat bu ilişkinin neresini oluşturur? Yeni bir kentin yaralarını sarmaya çalıştığınızı, böyle bir sorumluluğunuzun olduğunu duyuyor musunuz? Mersin'de sanatla ilgilenenler severek ve derinlemesine bu konularla uğraşıyorlar. Mersin diğer kentlerimize baktığımızda bu konuda ülkemizin en önde gelen birkaç kentinden biri ama… kültür ve sanatın sadece bir grupta değil toplumda özümsenebilmesi yıllar hatta yüzyıllar gerektiren bir süreç. Bizse bu sürecin başlarında sayılırız. O nedenle Mersin'in şu anda durduğu noktaya bakarak, öncü kentlerden biri diyebiliriz rahatlıkla.

Mersin ulusal sanatın, ulusal sanat evrensel sanatın neresinde? Bence herkes yaşadığı yerden sorumludur. Bu sorumluluk duygusu olmadan "iyi bir yurttaş" olunmuyor ne yazık ki. Ve bu da tıpkı sanat ve kültür gibi "öğrenilmesi" gereken bir kavram. Kentlilik bilinci, doğa ve estetiğin önemi… kuşaklar gerektiren bir öğreti.

‘Heykel’ sanatçının ifade ettiği, anlattığı  düşüncesi midir? Ülkemizde ifade özgürlüğünün olduğuna inanıyor musunuz? Bir heykelin yıkılışına değinmek istiyorum; Fransa’da olsaydı Sarkozy böyle bir değerlendirmeye, heykeli sökmeye girişebilir miydi? Heykel tıpkı resim, müzik ve yazı gibi sanatçının anlatmaya çalıştığı bir izlenim, bir fikir, bir görüştür. Heykelin yıkılmasıysa kayıtlara geçen bir kara lekedir ve bunu bizler unutsak bile dünya hiç ama hiç unutmayacaktır.

‘Özgür Düşünce’ sizce de önemli mi? Özgür düşünce olmadan demokrasi olmaz. İlerleme, çağdaşlaşma olmaz. İnsanoğlu "birey" olamaz. Özetle hayat olmaz.

Bilimsel düşünce ve eğitimin önemini gençler için yorumlar mısınız? Bu benim her okulda vurguladığım bir konudur. Sorgulayarak düşünen bir kafaya sahip olmanın önemi… özgür bir birey olmanın yolu, düşünmek ve sorgulamaktan geçer. Gençlerimiz bunu kavradıklarında gerçek anlamda özgür bireyler olacaklar. Ve böylesi bireylerden oluşan toplumsa, her açıdan sağlıklı olacaktır. Mustafa Kemal, "Bireyler yetiştirilmezse, o toplum her yöne çekilebilir," dediğinde bunu anlatmak istiyordu bence.

Kızları olan bir babaya önerileriniz nelerdir? Sakın sakın kızlarını korkutmasınlar. Öylesi tatlı bir disiplin uygulanmalı ki bir kız çocuğu her derdini babasına çekinmeden anlatabilmeli. Benim için en önemli ölçüt budur. Böylesi bir ortam olduktan sonra çözülmeyecek sorun yok.

“Serra” gerçek hayattan yazılarınıza giren bir kahraman mıdır? Sadece Serra değil, diğer karakterler de gerçek kişilerden esinlenerek yazıldı. Karakterler ve olaylar gerçeğe dayandığı için gençler kitaplarımı bu denli kendilerine yakın buluyor, özdeşleşebiliyorlar.

Tekrar Mersin, sizce on yıl önce nasıldı, bugün nasıl on yıl sonra nasıl olur? On yıl önce çok sempatik ama küçük bir Akdeniz kentiydi Mersin'imiz. Şimdi ise daha bir büyük kent havasında, artık pek çok şey var, güzel işler yapılıyor. Operamız, muhteşem bir parkımız, resim galerimiz, sanat kulübümüz, heykel parkımız var. Mağazalar, butikler, restoranlar, cafeler, güzel ve temiz sinema salonlarımız var. Eksikler yok mu, elbette var. Benim en büyük şikâyetim, büyük ölçüde çarpık kentleşme ama bu sadece Mersin'de böyle değil ki… İstanbul'da, Ankara'da, Karadeniz'de de bu böyle. Şehirler büyüyor ama belli kurallar içinde, belli bir estetik kaygısı içinde büyümüyorlar. On yıl sonra bence kentimiz çok daha güzel olacak çünkü insanlar daha eğitimli olacak, doğanın kıymetini bilecekler, daha güzel yaşam alanları isteyecekler. Hatalar düzeltilecek.

Son soruyu siz sorsanız? Gelelim benim soruma… Gerçekten… nereye koşuyor bu toplum?






Share me

Digg  Facebook  SlashDot  Delicious  Technorati  Twitter  Google  Yahoo
Smf

 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
370 Gösterim
Son İleti 18 Eylül 2007, 10:45:38
Gönderen: Haberci