Gönderen Konu: En Son Cikan Oyunlar  (Okunma sayısı 347 defa)

  • Özel Üye
  • Forum Yöneticisi
  • Üstad
  • *******
  • İleti: 817
    • Profili Görüntüle
En Son Cikan Oyunlar
« : 01 Eylül 2007, 18:54:25 »
B I O S H O C K

Bir oyuncu yeni bir oyun geldiginde beklentileriyle ilgili hemen değerlendirmeye gitmek ister. Daha önceden izlediği videolarla karşılaştırır oyunun grafiklerini! Oyunun başlangıç bölümü oyunu incelemek ve tatmin olmak için önemli bir safhadır. İlerledikçe yapay zekayı ve oynadığı oyunu diğer oyunlardan ayıran "özellikleri" keşfetmeye başlar! Eğer varsa oyundaki müzikleri, senaryoyu ve seslendirmeyi anlamak, içine dahil olmak ister! Oyunun başından kalkmamak, temel ihtiyaçlarını en kısa zamanda tamamlayıp hemen oyuna kaldığı yerden devam etmek ister! Oyun bittiği zaman hem çok neşeli hem çok başarılı ama bir o kadar da kendini üzgün hisseder! Çok o başyapıt, o muhteşem, o görkemli sanat eseri artık son bulmuştur!

Bioshock uzun zamandır "Ben geliyorum, gelmek üzereyim, hazır olun kapınızdayım" şeklindeki uyarıları veren ekran görüntüleri ve videolarla adını akıllarımıza kazımıştı. Ama artık her oyuncunun içerisine yerleşmiş olan "Bu kadar görkemli görünüp, boş çıkan o kadar oyun oldu ki!" düşüncesi de yok değildi. Hatta bazen oyunların demoları bile bu izlenimi silemez oldu. Grafikleri olsun, senaryosu olsun, çevre ve karakter modellemeleri olsun hemen hemen her yönden beklenen bu oyunu oynamanın, bitirmenin ve incelemenin vakti gelmiştir dostlarım!

Yıl 1960!Bir Uçak!Bir Kaza!Bir Şehir!
Oyun 1960 yılında içinde bulunduğumuz uçağın "gizemli" bir kaza yaparak Atlantik Okyanusu'nun ortasına düşmesiyle başlıyor. Suyun yüzeyine çıktığınızda fark ettiğiniz ilk şey etrafta hayatta kalan tek kişinin siz olduğu oluyor. Daha sonra etrafınıza baktığınızda bir adet deniz feneri ve küçük bir adacık gözünüze çarpıyor. Daha sonra o adacığa yüzüyor ve fenerin içerisine giriyorsunuz. İçerde sizi küçük bir deniz aracı bekliyor ve bindiğinizde bütün oyunun geçeceği Rapture adlı deniz altı şehrine doğru yol alıyorsunuz. Kurucusunun Andrew Ryan adlı işadamının olduğunu öğrendiğiniz şehre doğru yol alırken şehrin yapısında ufak bozukluklar olduğunu farkediyorsunuz. "Şehir terkedilmiş! Neden ki?" diye düşünmeye başladığınız sırada aracınız şehrin merkezine geliyor ve karşınızda bulunan, bir şeye benzetemediğiniz yaratığın yaptığıyla "O neydi ve ben nerdeyim?" demeye başlıyorsunuz. Giriş oldukça sade, güzel ve merak uyandırıcı!



     C I V I L I Z A T I O N 4


Sira tabanli strateji oyunlarinin öncüsü Civilization IV, 2005 yılında çıktığında yeni 3 boyutlu motoru ve yeniden yapılanmış şekliyle Civ hayranlarını çok mutlu etmişti. Her yönden taptaze bir civilization onları bekliyordu. Yeni süslü birlimler, oyuna derinlik katan özellikler! Sid Meier ve ekibi her yeni oyunda çok daha iyisini yapmayı kendilerine amaç edinmişler adeta.

Sönük Warlords"un ardından
Civilization IV"ün ilk ek paketi Warlords biraz sönük kalmıştı. Bu yüzden çok büyük bir satış kârı elde edilemedi. Bunun üzerine, Firaxis her yönden oyuncuları memnun edecek bir ek paket için çalışmalara başladı. Çıkmadan önce birçok yenilik yapacaklarını ve orijinal Civ IV"ün üstüne de yeni sistemler ekleyeceklerini açıkladılar. Bu açıklamalardan sonra uzun bir bekleyiş dönemi geçirdik ve nihayet Beyond the Sword raflardaki yerini aldı.

Oyundaki ilk göze batan yenilik, başlangıcın barutun bulunması ile ilişkilendirilmiş olmasıdır. Bu yüzden oyun süresinde epey bir kayıp olacağını düşünebilirsiniz ama bu kayıp oyun zamanının sonuna birkaç yıl daha eklemeyle giderilmiş. Bu ekleme ile gelen yeni teknolojilerle uzaya göndereceğimiz roketlerin özelliklerini de belirleyebilme olanağımız oldu. Tabii geliştirilen yapay zekaya o kadar süre baş tutabilirseniz!

Gılgamış Destanını yaşayalım
Beyond the Sword, 10 yeni uygarlık ile birlikte geliyor bunların arasında Hammurabi"nin liderliğindeki Babiller, Gılgamış"ın liderliğindeki Sümerler, Justinyen"in liderliğindeki Bizans İmparatorluğu ve Oturan Boğanın liderliğindeki Kızılderililer (Native Americans) bulunmakta. Bunların haricindeki yeni uygarlıklar ise Etiyopya, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu, Kamboçya, Maya, Hollanda ve Portekiz. Hepsinin yine kendine özel birimleri, yönetim biçimleri ve binaları bulunmakta.

Genişleyen Civilization"da eski uygarlıklara 6 yeni lider eklenmiş. Osmanlı"ya eklenen Muhteşem Süleyman ve Amerika"ya eklenen Abraham Lincoln bunların başında geliyor. Tüm liderlerin kendine özgü karakteristik özellikleri ve yönetim anlayışları bulunuyor. Beyond The Sword"da liderlerin özelliklerinin oyuna etkisi arttırılmış. Yapacağınız anlaşmalarda, liderlerle görüşmelerinizde bu özellikler çok daha fazla etkili olacak. Sizin karakterinizi beğenmeyen düşmanlarınız olacak. Aynı zamanda ikna kapasiteniz de karakteriniz sayesinde artabilecek. Bunun haricinde yeni liderlerin ve uygarlıkların kısmen dahil olduğu 11 yeni senaryo da eklenenler arasında. Bu senaryolarda tarihi olayların yanında birkaç hayal dünyası temalı senaryo da bulunmakta.

Ek paketle bu kadar uygarlık ve lider eklendikten sonra yeni "Wonder"lar eklenmese hoş durmazdı. Bu yüzden 5 büyük 2 küçük olmak üzere toplam 7 yeni wonder, Beyond the Sword"da bizi bekliyor. Wonderların başında ünlü Zeus tapınağı geliyor. Bunların haricinde tüm uygarlıklara açık olan yeni 6 bina, 15 birim ve laser, stealth gibi 6 teknoloji de eklenen arasında ilk olarak dikkat çekenlerden




     H  A  L  O  2


Artik oyun platformlari çeşitlendiğinden dolayı, her platforma çıkan oyunlar farklılaşıyor. Bu durumun karşısında biz oyuncular da, her oyunu her platformda oynama şansına maalesef erişemiyoruz. Son zamanlara doğru baktığımızda, artık yapımcıların bir platformdan diğerlerine oyunlarını monte ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. İşte yine karşımızda böyle bir yapım var.

Aslında böyle bir yapım var dedik ancak diğerlerinden ayrıldığı noktaları da belirtmek istiyorum. 3 senelik bir aradan sonra, PC'ye çıkartma yapıyor Halo. Yıllar önce Xbox'da oynadığımız Halo 2, şimdi de yapımcıların isteği ve çalışması sonucunda PC'ye çıkmış bulunmakta. Biz de Mouse'umuzla ateş etmenin verdiği zevki kaçırmamak için gözümüz kapalı oyunu başlatıyoruz..

Her senaryo senaryo mudur?

Halo 2, karşımıza barajı atlayan bir senaryo ile çıkıyor. Eğer 1. oyunu oynadıysanız, zaten karşınıza çıkan ilk birkaç bölümde bağlantıyı hemen kuracaksınız demektir. Yapımcılar, oyuna ekledikleri ara videolar ile de bu bağlantıyı güçlendirmeyi başarmışlar. Aslında Halo 2, günümüzde sıkça kullanılan bir yöntemi seçiyor; karşı tarafın gözünden oynamak. İlk birkaç bölümde bağlantıyı kurduktan sonra, o olaylar gerçekleşirken karşı tarafın gözünden oynamaya başlıyoruz. Çok güçlü bir bağlantının olduğunu anlamasakta, oyun için olumlu özellikler kazandırdığını, hiç değilse senaryo için başarılı olduğunu söyleyebilirim bu yöntemin. Yapımcılar bu konuda uğraşmış olacaklar ki, ne oyuncuyu senaryo boyunca sıkıyorlar, ne de aradaki bağlantıyı 1sn olsa dahi koparıyorlar. Bu uygulama, yalnızca senaryo için değil, oynanabilirlik açısından da olumlu etkiler yayıyor çevresine. Kısaca Halo 2 için kullanılan yöntem, hiçbir şey kaybettirmeden çok şey kazandırmış gibi duruyor.

Çok ışıktan hoşlanır mısınız?

"Port olan oyunlar her zaman grafiksel olarak sorunlu olur !" diyen birisine katılıyor musunuz? Aslında çok da mantıksız değil. Çünkü günümüze kadar bunu doğrulayan çok oyun geldi geçti. Ancak Halo 2 bunlardan birisi - iyi ki - değil. Xbox versiyonundan sonra tam 3 sene geçti ve henüz port edilerek PC kullanıcıların karşısına çıktı. Aslından bu pencereden baktığımızda grafiklerin hayli yaşlı olduğunu ve karşımıza bunu çok belli ederek çıkacağını düşünmeniz çok doğal. Ancak yapımcılar bu konuda eksikliklerini az da olsa kapatmak istemiş olacaklar ki, grafikler yaşlarını o kadar belli etmiyor. Hatta yeni nesil teknolojileri az da olsa kullanarak çıkıyorlar karşımıza.

Halo 2, Xbox için 3 sene önce çıktı dedik. Ve 3 sene sonra karşımıza tekrar geliyor. Her ne kadar grafikler olduğu gibi karşımıza çıkmasa da, oyunun grafik motoru olarak kullandığı sistem aynı. Yani son 1 sene de oynadığımız hiçbir oyunda kullanılan efekti maalesef göremiyoruz Halo 2'de. Ancak bu eksikliği yapımcılar canlı renkler kullanarak kapatmaya çalışmışlar. Ancak bu tamamen başarılı olamıyor maalesef




     G H O S T    R E A C O N    2


Daha ilk Ghost Recon Advanced Warfighter'dan (GRAW) kendimizi alamamıştık ki, X360 için oyunun ikinci sürümü Mart ayında satışa sunuldu. X360 sahibi değilseniz ama sağlam bir PC'niz varsa, artık GRAW 2 oynamak için her şeye sahipsiniz demektir. Zira aradan geçen 5 ay içerisinde yapım, PC kullanıcıları için de marketlere dağıtıldı.

İlk oyundan 48 saat sonrasında başladığımız GRAW 2'de Amerika'nın güney sınırındayız. Özel teçhizatlı timimiz ile Meksikalı isyancılara karşı mücadele ediyoruz. Geniş haritalarda, hem sizin hem düşman için bolca pusu kurabilecek mekan mevcut. Bu yüzden ekibinizi aktif bir şekilde kullanırsanız, fazla kayıp vermeyeceksinizdir. Farenin orta tuşuyla ekip arkadaşlarımızı yönlendiriyoruz. Bunun için komut seçmemiz gerekiyor. Eğer adamlarımızı bir yere gönderiyorsak, haritadan da gittikleri yönü kontrol etmekte fayda var. Zira onlar bizim bir bakıma sağ kolumuz ve biz, sağ kolumuzu ateşe atmak istemeyiz değil mi? Eğer içlerinden ölenler olursa, bir daha onları göreve çağıramıyoruz.

Serinin ilk oyunu gibiyeni yapımın da yapay zekası başarılı, fakat henüz yeterli seviyede değil. Örneğin az evvel çatışma yaşanan meydana, sonradan gelen isyancıların tavırları oldukça fantastik görünüyor. Böyle bir anda çevreyi kolaçan etmeleri gerekirken, çatışmanın olduğu yere gelip, sağ sola bakmadan, tek bir yöne doğru odaklanarak hareket eden düşmanlar, deyim yerindeyse keklik gibi avlanıyorlar. Ayrıca darbeye karşı alınan hasarlar da kimi zaman şaşırtıcı sonuçlar doğuruyor. Nasıl mı? Bir insanın dizine bir el ateş ederek onu öldürebilir misiniz? GRAW 2'de bazen bu tür enstantanelerle karşılaşıyoruz.

Ölmedi, yoğunlaştı!
SWAT 4'te de karşılaştığımız bir sistem, GRAW 2'de de aynı şekilde kullanılmış. Takım arkadaşlarınızın üzerindeki kameralar sayesinde, onların nerede olduğunu ve ne ile karşı karşıya olduğunu görebiliyorsunuz. Bu da ekibin yönetimine daha çok hakim olmanızı sağlıyor. Bir uyarı olarak, onları yakınlara tutmayı ihmal etmeyin. Zira GRAW 2'de ölmeyip de etkisiz hâle gelebiliyorsunuz. Bu anlarda ellerini çabuk tutarlarsa takım arkadaşlarınız sizi iyileştiriyor, aksi hâlde isyancıların kurşunlarına bir kez daha hedef oluyorsunuz ve oyun sizin için o noktada bitiyor.

GRAW'un en önemli artısı kuşkusuz Ageia PhysX kartı destekli fizik motoruydu. X360 için geliştirilen İkinci oyunda da Ageia PhysX'in katkıları yadsınamaz derece büyüktü; çevrede hareket eden ve devrilen objeler görmek, yapımın atmosferine önemli artılar kazandırıyordu. GRAW 2'yi PC'de denemek isteyen kullanıcılar için Ageia PhysX kartı opsiyonu mevcut. Yani bu karta sahip değilseniz de yapımı oynayabilirsiniz fakat fizik motorunun nimetlerinden faydalanmanız pek söz konusu olmayacaktır.  



         P     E    S   2 0 0 8



Konami'nin medar-ı iftiharı Pro Evolution Soccer, 2008 kod adıyla sahalara dönüyor. EA'nin FIFA hegemonyasını adeta ters düz eden seri, özelliklerine yenilerini ekleyerek yoluna devam etme hesapları yapıyor.

Ezbere oynamaya son
Bu yılın üzerine en çok odaklanılan özelliği yapay zeka. Yapımcılar tarafından 'sofistike' olarak nitelendirilen AI sistemi, sizin oyun stilinizi algılayıp (öğrenip), ona göre karşılık verecek. Böylelikle çoğu oyuncunun şikayetçi olduğu, 'ezbere oynanış'ın önüne geçilmesi planlanıyor. Zira yapay zeka, hücuma geçmek için yeni taktikler geliştirecek, yeni yollar arayacak. Ayrıca hücumda ya da defansta yapılan hatalar, birkaç defadan sonra yapay zeka tarafından algılanıp, önlemleri alınacak. Yani açık bulduğunuz noktaları değerlendirmeye çalışırken, oyun da bir yandan o noktaları kapatmaya çabalayacak.

Serinin bu en yeni üyesi Pro Evolution Soccer 2008'de, yıllardır alışık olduğumuz gerçekçi ve akıcı oynanış korunuyor. Konami'nin büyüleyici sırrı, futbolcunun topla buluştuğu anda, top ile arasındaki oldukça gerçekçi etkileşim, 1996'dan bu yana halen aynı şekilde kullanılıyor. Ayrıca şut çekildiğinde, defans oyuncularının topun önüne yatarak kalelerini savunmaları da, yine yıllardır korunan özellikler arasında!

Göze hoş gelen futbol
Yeni çalım hareketleri ve yeni top sürme stilleri de her zaman olduğu gibi yapımda yer alacak. Serinin önceki oyunlarında çok fazla etkili olmayan duran top organizasyonları da elden geçirildi. Böylelikle duran toplar, defans halindeki takımların korkulu rüyası olacak. Geliştirilen grafiklerle Pro Evolution Soccer 2008, tüm bu özelliklerini oldukça başarılı görsellerle de buluşturarak, kullanıcılarına adeta sanal bir futbol şöleni sunmayı planlıyor.

Yapımla ilgili yayınlanan ilk görsellerde bazı şaşırtıcı enstantanelere yer verilmiş. Örneğin toplu halde maçı televizyondan izleyen taraftarların coşkusu, bir başkasında ise yemek masasında üzüntüden kahrolan fanatikler! Resimlerden birinde ise maç oynanırken menüye geçildiği ve ekranın sağ tarafında yedek kulübesinin görüntülendiği dikkat çekiyor. Bir ayrıntıdan ibaret olsa da gayet hoş düşünülmüş.

PC, X360 ve PS3 için 'yeni nesil' olarak adlandırılan versiyonları satışa sunulacak Pro Evolution Soccer 2008'in. Bu versiyonlar geliştirilmiş edit modu haricinde, yüksek detaylı grafiklerle de göz dolduracaklar. PS2, PSP, DS sahipleri ise, görsel olarak bir takım kayıpları olsa da, PC ve yeni nesil konsol sahipleri ile aynı futbol coşkusunu yaşayacaklar.



       B R O T H E R S  I N  A R M S



 Brothers in arms, yapılan iki oyunla ww2'ye getirdiği yeniliklerle hem kalitesini hem de farkını ortaya koymayı başarmış bir yapımdı. John hartsack ve Matt baker'in başta olmak üzere 101. Hava indirme tugayının başında geçen gerçek olayları konu alan bir yapım. Band of brothers dizisiyle de oyun benzerlikler barındırıyor. ( Er ryan - Moh, Kapıdaki düşman -Cod) Sanırım her tarihi oyunun en az bir tane film dayanağı var. Neyse, Bia serisi Gearbox ve Ubisoft'un bu konudaki ilk ve tek fps projesi olma özelliğini taşıyor. İlk oyununun beğenilmesinin ardından ikinci oyunda yapıldı. Ancak asıl yeni oyun earned in blood olmasına rağmen asıl bomba oyun çıktıktan sonra açıklandı. Brothers in arms 3 duyuruldu. Üstelik bugünlerin favori oyun motoru Unreal engine 3 ile. ( Bu motoru ilk lisanslayan oyun bia3'tür. ) Oyunun duyurulmasından sonra e3'te kısa ama muhteşem bir videoda yayınlandı. Ben bu videoyu gördüğümde şaşkınlık içersine kalmıştım. Normalde oyunun geçtiğimiz bahar aylarında piyasada olması gerekiyordu ancak Ubisoft'un oyunu 2007-08 mali yılı tablosu içersine çekmesi nedeniyle en erken sonbahar aylarında oynama imkanımız olacak. Kısaca ertelendi yani!

Yuvada olmak
Bia3, ilk iki oyunda olduğu gibi yine ww2'nin en kanlı operasyonlarından olan Marget garden çıkartmasını konu alıyor. Ana karakterlerimiz ise diğer oyunlarda olduğu gibi John hartsack ve Matt baker. Adamımız tam evine dönmek için hazırlıklara başlarken kendini bir anda yine savaşın acımasız tablosunun içersinde buluyor. Oyunun konusu aynı isimli HELL'S HIGHWAY romanından da destek alıyor. Dolaysıyla her yönden gerçekçi bir hikaye ile karşı karşıyayız. Önceki bia'ları oynayan ve oyun içi diyalogları takip edenler bilir. Oyunda esprili ve bir o kadar da yoğun bir diyalog sistemi vardır. Ör: Road to hill:

(Çatışmanın ardından)
-Hey çocuklar hadi biraz şarap içelim.
-Olmaz dostum. Şehirdeki son sağlam kalan şarap dükkanını da az önce bombaladık.
-Ne. Salak herif. Lanet olsun!. Gibi diyaloglar yeni oyunda da mevcut.

Bir savaş oyununda sadece vurup, öldürüp geçmekten başka neler yapılabilir bunu çok iyi örneklerle bize gösteriyor oyunumuz. Çatışma henüz sona ermiş ve askerler bir dükkana girmiş dinlenip sohbet ediyorlar. Bir anda düşen bomba ile etraf alt üst oluyor ve aksiyona dalıyoruz. Oyunda her an ne olacağını bilememek heyecanı kat ve kat arttıran etken. Oyunda artık karşımıza sivillerde çıkıyor. Korkuları hem gözlerinden okunuyor hem de hareketlerine yansıyor. Bazen düşmanın yerini bize göstermek için yardımda da bulunuyorlar. Böylece savaşın sivil halka verdiği büyük zarar azda olsa gösterilmeye çalışılmış. Artık oyunda kontrol ettiğimiz takımda da değişiklikler var. Yeri ve zamanına göre topçu ve makineli birliği gibi birlikleri yönetebiliyoruz. Zırhlı bir tanka karşı topçu birliği ile hamle yaparken kalabalık bir düşman saldırısına en iyi cevabı makineli birliği ile vererek onları kevgire çevirebilme imkanımız olacak. Oynanıştaki diğer bir yenilik ise, daha önce Rainbow six vegas'ta da gördüğümüz oyunu üçüncü şahıs bakış açısından oynama ve siper alma olayı oyunumuzda da bulunuyor artık. Gerçekçiliğin artması açısında oyunda silah hedef göstergeleri bulunmuyor, sağlık çantaları da yok artık. Ancak call of duty'deki iyileşme durumu da söz konusu değil. Yoğun hasar alınca etraf kıpkırmızı bir hal alıyor ama bu Call of duty'de ki gibi değil pek. Sanki kırmızıya boyanmış bir dünya fotoğrafı gibi çok etkileyici. Bu da demektir ki iyi olduğu kadar ölümcül ve heyecanlı bir oyunla karşı karşıyayız. Taktik sisteminin geliştirilerek daha iyi bir hal aldığını da söylememe gerek yok herhalde.




     F A L L O U T     3




Radyasyon ile gelen tehlike, tüm canlıların bundan etkilenip birbirleriyle savaşmaları ve ardından içecek bir damla su bile bulunmaması. Ancak bu ve bunun gibi durumlar, dünyanın yok olmaya yüz tutmasını işaret edebilirler. Normal şartlar altında, bu denli bir durum sadece oyunlarda ve filmlerde sonuna kadar işlense de, son zamanlarda dünya hakkında konuşulanlar ve eldeki veriler de büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğumuzu simgeliyor, tabii elimizi çabuk tutmazsak. Küresel ısınma ve bunun akabinde kirletmeye devam ettiğimiz sürece artık soluyamayacağımız bir hava ile karşı karşıyayız. Şimdiden çeşitli kıyamet senaryoları da yazılmaya başlandı, ancak demin de söylediğimiz gibi, her şey aslında bizim elimizde ve düzeltmek için çabalaması gereken de yine bizleriz.

Yaşam savaşı

İşte Fallout da buna benzer bir senaryoyla karşımıza çıktı ve genel olarak radyasyon ve nükleer atıklardan sonra canlıların yaşamak zorunda kaldıkları hayatı konu alıyordu. İlk Fallout 1997 yılında aramıza katıldıktan sonra, oyuncular RPG türünün nimetlerinden sonuna kadar faydalanma şansına sahip oldular. Hikâyenin işlenişi ve buna paralel olarak karakterimizi geliştirip yeteneklerini kullanabilmemiz, o zamanın oyun dünyasında büyük yankı uyandırdı. Hemen ardından, 1 sene sonra Fallout 2'yi oynama şansına sahip olduk. İnsanlar, dünyanın kirliliğinden ve radyasyondan arınmak için, kendilerini yeraltındaki Vault'larına kapatmışlardır ve burada yaşam savaşlarını devam ettirmektedirler. Ancak, asıl kahramanımızın da yaşamakta olduğu 13 numaralı Vault'un su arıtma çipi bozulur ve yenisini bulmak için kendimizi kirli dünyanın kollarına atmak durumunda kalırız. Eğer zamanında bu çipi bulamazsak, susuzluktan ölme riskiyle karşı karşıya kalıyorduk.

İlkinden aşağı kalır yanı yoktu Fallout 2'nin ve yine içerdiği RPG öğeleri ve hikâyesiyle ilgi odağı olmuştu. Ancak, bu oyundan sonra derin bir sessizliğe gömüldü ve yaklaşık 3 sene boyunca Fallout'tan hiç ses çıkmadı. Daha sonra, Fallout Tactics: Brotherhood of Steel duyuruldu. Yalnız, bu yapımın diğer Fallout'lardan bir farkı vardı ve pek çok fanatiği de bundan bir bakıma rahatsızlık duydu. Brotherhood of Steel, taktiksel bir savaş üzerine kuruluydu ve taktiksel aksiyon türünü simgeliyordu. Yine de, evveliyatı düşünülmeden ele alındığı zaman başlı başına oldukça sağlam bir yapım olarak göze çarpıyordu.




    S P L I N T E R    C E L L      DOUBLE AGENT



Splinter Cell"in baş aktörü Sam Fisher"i farklı görevlerde göreceğiz. İlk bölümü geçtikten sonra teröristlerin içine karışan Sam Fisher, görev icabı hem NSA"a ( National Security Agent), hem JBA"ya (John Brown Army) hizmet edecek. Oyunu açınca bölüm içinde yapmanız gerekenler size küçük videolarda açıklamalı bir şekilde gösterilecek. Bu videolar uygun yerlerde ekrana geliyor. Ayrıca Tranning mod"da da bu videoların tamamına bakabilirsiniz. "Objective" ekranında yapmanız gereken görevler var. 3D haritaya bakarak ilerleyebilirsiniz. Kırmızı yerler gitmeniz gereken hedef noktalarınız.

Silah ve ekipmanlarımız

Pistol SC: Düşmanları R tuşuna basarak vurmamızın yanında, L tuşuna basarak kamera ve lazerleri, geçici bir süre bozabiliyoruz. Köşelere gelince hedefleri görmek için sorun yaşayacaksınız. Örneğin; silahın hedefi sağ tarafta ve kamerayı vurabilmek için uygun konumda değilsiniz. R analog kola basarak silah hedeflerini ayarlayabilirsiniz.

Machine Gun SC: Çok yönlü bu silahla Shocker (sayısı sınırlı) ve Stick Camera"ları kullanabiliyoruz. Stick Shocker ve Stick Camera"ları kullanmak için silah menüsüne gelin. Stick Shocker"i seçerseniz L tuşuna basarak düşmanlarınızı bayıltıyorsunuz. Stick Camera"ları ise uygun gördüğünüz yerlere atıp, etrafı izleyebilirsiniz. Bu çok yönlü silahımızda ayrıca pompalı mermisi ve gaz mermisi takıp atış yapabiliyoruz.

Termal kamera: Sağ yön çubuğuna basınca termal kamera görüşüne geçiyoruz. Özellikle karanlıktaki düşmanları görmek için bire bir.

Gece görüşü: Sol yön çubuğuna basarak karanlıkta daha iyi hareket edebiliyoruz.

Fingerprint Scanner: Parmak izi taramak için kullanılıyor. Bu cihazı seçili hale getirdikten sonra, A tuşuna basarak tarama yapabilirsiniz.

Maymuncuk: kilitli kapıları açmak için kullanacaksınız. Sağ analog kolu çevirerek kilitleri açın.

EMF (Elektronik Eşyaların Yerini Belirleyen Cihaz): Üst yön çubuğuna basarak etrafımızdaki elektronik eşyaları görebiliyoruz. Özellikle kameraların yerini belirlemek için kullanabilirsiniz.

Diğer önemli noktalar

Düşmanları şaşırtma: Bunun için etrafta bulacağınız nesneleri ve ıslığınızı kullanabilirsiniz.

Gösterge barı: Gösterge barının içinde çeşitli işaretler var. Bunlar; sağlık, alarm, mermi sayıları, ortam seslerini ve kendi çıkardığınız sesleri simgeleyen bar, pistolünüze L tuşuna ait şarj süresi gibi şekiller var.

Trust Meter: Yaptığınız görevleri iki taraf adına değerlendiren bir bar. İyi ve kötü adına yapacaklarınız hareketler önemli. Bu yüzden dikkat edin.





    D  O  O  M    4    EVIL NEVER



Düşünüyordum da Doom 3"te hikaye  olarak yeni bir konu işlenmemiş, Doom 2"nin üzerinden gidilmişti. Zaten oyunun birincil amacı grafikleriyle boy göstermekti ve bunu başarmıştı. Artık gelişen grafik teknolojisi çerçevesinde artık yeni bir devam konusu eşliğinde yeni bir Doom oyunu yapılmalı diye düşünüyorum. Eğer ki ek paketin son anlarından bir şeyler çıkartabilirsek bile yeni oyuna bir devam kapısı açabiliriz. Ve ben bu kapıyı şimdi açıyorum.

KÖTÜLÜK KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞUYOR
Resurrection of evil"de Doktor Malcom ile yaptığımız son tango sonrası aramızda kısa bir diyalog geçmiş ve bunun sonrasında Marine olarak adlandırdığımız karakterimizin çevikliği sayesinde amacına ulaşamadan öldürülmüştü ve sonrası gelen bir beyaz ekran ayrıca bir de ses : - Marine, marine! Welcome the home. Doktor Elizabeth, işte kulağına böyle fısıldamıştı oyun içinde duyulan son sözleri. Tabi ki bir video ya da benzeri bir durum olmadığı için sadece beyaz ekran ve ses vardı. Aslında eski ekran kartımla oynarken gücünün yetmeyip de videoyu göstermediğini bile düşünmüştüm. Neyse. İşte tam bu kısımdan sonra hayal ürünü olan ama hayata geçirilirse bir o kadar da çekici olmaya aday konumuz devreye giriyor.

SONU GELMEYEN KAOS DÜNYANIN SONUNU GETİREBİLİR !!!
Marine, geçirdiği kısa süreli baygınlığı, üzerindeki yorgunluğu atmaya çalışarak yenmeye çalışıyor. Hemen akabinde duyduğu sesin kaynağını öğrenmek istiyor tabi ki. Arkasını döner dönmez büyük bir şokla daha karşılaşıyor. Asker, yerin kat ve kat dibine inmeden önce Doktor Elizabeth ile konuşmuş ve doktor kendisini odasına kilitlemişti, ama bir anda onun burada olması da şaşırtıcıydı. Marine"nin gözündeki puslu perde kalkıyor ve Doktor Malcom"dan sonra Doktor Elizabeth"in de yaratığa dönüştüğünü görüyor. Bunun nasıl olduğunu anlamadan buradan çıkmak için kaçmaya başlar. Doktor Elizabeth, Diğer yaratıklara nazaran evrimin yeni halkasını oluşturuyor. Marine, bunu görünce cehennem'den geri ışınlanmak için çıkışı bulmaya çalışır bu sırada birçok engelle karşılaşır. Bir şekilde yolu bulur ve üsse geri döner.




    S P L I N T E R   C E L L    CHAOS TEORY



Karizma ses tonu, çok güçlü kaslar ve son teknoloji kullanılarak hazırlanmış ekipmanlar bir adamı, ancak Sam Fisher kadar efsane haline getirebilirdi sanırım. İlerleyen yaşına rağmen 3. Splinter Cell ile hala diri ve güçlü olarak karşımıza çıkan Sam Fisher, bu kez 3. Dünya Savaşı"nı başlamadan durdurmak için görev başında. İlerleyen yaş dedim, çünkü oyun içinde bu konuda fazlasıyla bir iğneleme yapılıyor kendisine. Ben şahsen çok kızdım...Yahu adam düz duvara tırmanıyor, atlıyor zıplıyor, kimsenin kılına dokunmadan imkansız görevleri hallediyor, siz kalkın adama sen yaşlısın deyin oldu mu şimdi...

Splinter Cell Chaos Theory, oynanış açısından önceki oyunlardan ödün vermeden aynı karakteristiği taşıyan bir yapım. Ama, bir Splinter Cell oyunu ile ilk kez tanışacak biri için kısaca bu türün babası olan Thief ile benzerliklerine bakacak olursak; söylenecek çok iyi şeylerin yanında, çok önemli bir eksisini baştan belirtmemiz gerek.O da Splinter Cell"in çizgisel bir oynanışa sahip olması. Hatırlayacağımız üzere, Thief serisinde bir binaya girebilmenin bin bir çeşit yolu vardı ve hepsi de bizi sonuca istediğimiz şekilde ulaştırıyordu. Ancak Splinter Cell de bu özgürlüğü, izleyeceğimiz yol konusunda çok az buluyoruz. Oyunu abartı bir şekilde lineer olmaktan kurtaran şey ise Sam Fisher'ın akrobatik yetenekleri oluyor. Bir de çok çeşitli kombinasyonlarla düşmanı etkisiz hale getirebilmek işin tuzu biberi. Bunlar arasında göze en hoş geleni, Japonya"da geçen bölümde kağıt duvarların arkasından düşmanlarımızı kaparken yaptığımız fantastik bir hareket. Burada Sam Fisher keskin bıçağıyla önce bir kesme işlemi yapıyor, diğer eliyle de düşmanı boynundan yakalayıveriyor. Sırf bunun için o bölüm tekrar tekrar oynanabilir. Hatta orda bir gardiyan var ki Sam Fisher'ı Ninja zannedip, bir Ninja tarafından öldürüleceği için mutlu oluyor. Şu hüzünlü sonbahar aylarında böyle şeylerle mutlu olabilenleri, bir bilgisayar oyununda bile olsa görmek güzel.

Chaos Theory"de karşımızdaki yapay zeka zaman zaman bizi oldukça zorlayabiliyor. Zaman zaman da kafalarının arkalarında bulunan bir adet göz ile inanılmaz işleri başarabiliyorlar. Bu bir bug mı bilemiyorum. Bir iki kere başıma geldi neyse! Boyunlarına bıçak dayayınca çok korkan düşmanlarımız, maalesef görev başında da çok cesur olamıyorlar. Hepsinde karanlık korkusu var, çünkü ne zaman bir ıslık çalsam tırsa tırsa geliyorlar üzerime. Aralarında bir tane bile yiğit görmedim. Bir de paralı asker filan çoğu, bunlar nasıl paralı asker olmuşlar anlamadım.Tutuyorsunuz boyunlarından "İki hafta sonra emekli olacaktım acı bana" gibi laflar ediyorlar hiç yakıştıramadım. Ama biraz düşününce, Sam Fisher gibi bir adamın elinde bıçakla ve oldukça ciddi bir ses tonuyla onları yakalıyor olması, durumlarına hak vermemi sağladı. Sakın bu anlattıklarım onları küçümsemenize yol açmasın. Adamlar en ufak bir çıt sesinde ve bir şey gördüklerinde başkalarını da çağırıp sizi aramaya koyuluyorlar ve bazen çok uzun süre pes etmeden arıyorlar ki, kıpırdayamıyorsunuz. Yalnızca bununla kalmayıp, söndürülmüş ışıkları, açık bırakılmış kapıları, bilgisayarları, hemen hemen her şeyi kontrol ederek; bir şeylerin ters gidip gitmediğini anlayabiliyorlar. Hatta yerde bir bedenle karşılaştıklarında tereddüt etmeden basıyorlar alarm düğmesine.









 
 
 

 
 
      C O L I N    M c R A A L Y    D I R T

 
 
 
2 yillik aranin ardindan McRae'nin yeni sürümü DiRT ile buluştuk. Sistem gerekisinimliğinin yüksekliğinden dolayı önceki versiyonunda yaşadığım hayal kırıklığı ile bu sefer oynamaya pek istekli olmasamda yine elim oyuna gitti. Uzun bir kurulumun ardından korku içinde acaba başlasam mı diye düşünürken kendimi bir anda müthiş bir müzik eşliğinde başlangıç videosunu izlerken buldum. CMR serisi bugüne kadar her demosu ile zaten beni vurmuştu. Bu seferde aynı şeyi yaşamam beni pek şaşırtmadı.

Önce Övgüleri Geldi
Demonun hemen ardından daha önce övgülerini çok duyduğum menü ile başbaşa kaldım. 3 boyutlu geçişler, ses efektleri ile çok süslü geldi, zevk verdi. Buna benzer menüleri konsol özellikle PS3'ün süslü oyunlarında görüyor ve kıskanıyordum. Ne demek istediğimi aşağıdaki videoyu seyredip anlayabilirsiniz. Kısa bir karakter yaratımının ardından hızlı bir şekilde 3 ana moddan birini belileyip CMR'e başlıyoruz. Ben ilk olarak Rally Modu ile başladım. Zaten ralli simülasyonu olmasından dolayı, bu mod bana her zaman daha çekiçi gelmiştir. Aracınızı elinizden geldiğince zorlar, ama mümkün olduğunca korumak için elinizden geleni yaparsınız. Bu yüzden mümkün olan en az hasar ile yarışı bitirmeniz gerekiyor. Zira alacağınız hasar oranına bağlı olarak kontrol kabiliyetiniz azalıyor. Bu sebeple, özellikle oyunun başlarında kontrollere tam hakim olmadan çıkacağınız yarışları bitirmek eziyete dönüşebilir.

Yarış sırasında aracınızla son derece yakından ilgili olmalısınız. Özellikle çarpmalarınız sonucunda oluşacak hasarlar sonraki yarışlarınıza etki ediyor. Mesela bir önceki yarışta kırılan tamponunuzu tamir ettirmezseniz, sonraki turda başınıza ciddi dert açacaktır. Bunu takip etmenin en güzel yöntemi ise ekranın sağ tarafında çıkacak olan uyarı lambaları ile olacaktır. Hepsini tek tek yazmayacağım. Bunu zaman içinde tecrübe edeceksiniz. Özellikle yarışın hemen sonrasında çıkan rapor ekranında tüm detayları görecek ve zaman içinde bunları gidermenin, hatta bu hasarları oluşturmamanın yöntemlerini öğrenebiliyorsunuz. Tabi ceza sistemini de belirtmem lazım. Aracınızı belli bir süre tamir etmezseniz ceza alıyor istediğiniz sonuçlardan uzaklaşıyorsunuz.




        S  T  A  L  K  E  R


Zone bölgesinin radyasyon kokan topraklarından, radyoaktif sularından, puslu ve ucu nereye çıkar bilmediğim patikalarından geçiyorum. Her adımımda yeni bir kaos, yeni bir kabus ve en önemlisi yeni düşmanlar beni bekliyor. Beklesinler. Ben buradayım ve hazırlıklıyım!

Fırtınalı bir gece, eski bir kamyonun kasasında hızla karanlığı yararak ilerliyorum. Birden bir yıldırım düştü önümüze, ardından büyük bir patlama ve sonra sessizlik. Korkunç bir kabus olmasını isterdim yaşananların; ama görünen o ki kabus yeni başlıyor. Üstelik canlı olarak.

Baygın bir halde bir yer altı sığınağına getirildiğimi, beni getiren adam ile onunla konuşan adamın sözlerini anlamaya çalışıyorum; ama her şey çok bulanık. Ayrıca karşımdaki adamın büyük bir iştahla lezzetli bir tavuğu yediğini sisli gözlerimle az çok görebiliyor, burnuma gelen nefis kokusu ile ne kadar aç olduğumu bir kez daha hatırlıyordum. Uyanıp kendime geldiğimde pek bir şey hatırlamıyordum. Boşluktaydım, bir hiçtim sanki. PDA'mda bir görev ve bir isim var: STRELOK'U bul ve öldür. Peki bu görevi kimden aldım? Ben kimim?

Onu nerede bulacağım?
Küçük bir odanın içerisindeyim ve arkamda kapalı bir kapı, karşımda ise biraz önce gördüğüm adam duruyordu. Adama yöneldim. Bazı sorular sorarak cevaplar aramak istedim. Bana yardım edebileceğini; ancak bunun için de benim ona birkaç konuda yardım etmemi istiyordu ve bana: "MARKET ONE" diye hitap etti. PDA'ma tekrar bakınca bu ismi orda da görmüştüm. Demek ki adım buydu. Tanıdığı birçok kişi olduğunu, onlarla irtibata geçerek ve bazen de ben onlara yardım ederek birçok faaliyette bulunacağımı söylüyordu. Bunun karşılığında hem o hem de diğer arkadaşları tarafından, silah, yiyecek ve ekipmanlar gibi şeylere sahip olacağımı ve Strelok'u bulmam için yardım edeceğini söyledi tekrar.

Peki neydi bu görevler diye sordum. Aldığım cevap aslında hem çok acımasız hem de yaşamak için önemli bir konuydu. Yaşanan büyük nükleer felaketten sonra şuan bulunduğumuz onlarca kilometrelik alan yaşama veda etmişti. İnsanlar, ağaçlar, hayvanlar hatta su bile neredeyse yok olmuşlardı. Radyoaktif bulut tüm bölgeyi çerçevelediği gibi kendinden başka birinin de burada yaşamasına izin vermiyordu. Yaşayan az bir kesim vardı tabi; ama oldukça büyük zorluklarla. Diğer bir yaşamaya çalışan grup ise felakete yenik düşmüş ve mutasyona uğramış insanlar ve hayvanlar olarak hayatta kalmaya çalışıyorlardı.

Tabi buna yaşamak denirse. Öğrendiklerim gerçekten inanılmaz derecede korkunç şeylerdi. Bunları zaten biliyordum; ama hafızamdaki silinmiş bazı sayfalar beni zor durumda bırakıyordu. Amacımız da az çok ortaya çıkıyordu. Bu felaketten sonra arda kalan değerli eşya, malzeme, silah ve para gibi unsurlara sahip olmak, bunun için savaşmak, savaşırken de sadece insanlara karşı değil, en başta yok olmuş doğa ve mutasyona uğramış yaratıklara karşı da mücadele vermek gerekiyordu.

Bu diyaloglardan sonra bana bir yer tarif etti ve tanıdığı dostunda bahsetti. Ona gidersem ilk olarak bana kendimi savunmam için silah ve ekipman vereceğini söyledi ve arkamdaki kapı yılların verdiği eskilikle gıcırdayarak sonuna kadar açıldı. Yer altından çıkma vakti gelmişti artık. Merdivenlerden teker teker çıkarken hiçbir şey düşünmüyordum. Ta ki karşıma çıkan manzarayı görene kadar.




     C  R  Y  S  I  S



Günlerden 26 Mayıs Cumartesi! Evde işsiz güçsüz oturmaktan sıkılmışım. Compex'e gidip dolaşmak belki bir de haber yakalarım umuduyla evden çıktım. Compex'e gittim ve ilk katta ki kayda değer şeyleri gördükten sonra alt kata indim Intel GameX festivalini görmek için. Tam festival alanının içine girdim sol taraftaki bir TV'de Crysis videosu. Hepsini izledik artık diyerek kafamı çevirdim ki ne göreyim. Kanlı canlı bir Crytek görevlisi gerçek olarak oynuyor oyunu. Karşımda Crysis!

Sevgili Intel sağolsun Crytek'i almış Compex'e getirmiş. Taa Almanyalar'dan gelen Crytek yetkilisi kardeşlerimiz karşımızda oyunu oynuyor. Şüphesiz ki Crytek firması da istemese gelmezdi Istanbul'a. Bu yüzden kendilerine de teşekkürleri bir borç biliyorum.

Gelelim oyuna; ilk olarak oyun büyük ekranda gösterilse de ben oyunu oynayanın yanında durmayı ve gerçek olarak birisinin bunu oynarken görmeyi istedim. Bazı şeyleri detaylı incelemek çokta mümkün olmadı çünkü oynayan çocuk artık kaç kez o bölümü bitirdiyse değme FPS üstadlarına taş çıkartacak şekilde hareket ediyordu. Silaha yaptığı eklemeleri ve güç, hız, zırh gibi özelliklere geçişleri görmek nerdeyse imkânsızdı. Bize her türlü özelliğini gösterdi o bir gerçek.

 
Video'da gördüklerimizi oynadık  
 
 
Şimdiye kadar duyduğumuz, işittiğimiz, videolarda gördüğümüz her şey doğruymuş bunu anladım. Ağaçları devirebiliyorsunuz emin olabilirsiniz. Şaka bir yana her şeyi yakıp yıkabiliyorsunuz. Bazı durumlarda evin çatısını indirip yukarıya çıkarak düşmanlara sürpriz de yapılabiliyor ama buna aldanmayın çünkü düşmanlarda aptal değil. Bazı silahlarda Secondary Fire özelliğine geçince ( yani göz gez arpacık durumu) etraf bulanıklaşıyor (Blur). Bu durum yakından bakıldığında inanılmaz bir gerçeklik katıyor itiraf etmeliyim. Oyunu bize gösteren Alman arkadaş sadist olsa gerek sürekli adamları boynundan tutup oraya buraya fırlatıyordu. Kardeşi kardeşe vurdurttu bir nevi.

Yapay zekâ ise gördüğüm kadarıyla oldukça iyi. Tam adamı vurmak üzereyken şarjörü boşalan arkadaş evin arkasına saklandı ve çıktığında diğer adamın arkadan dolaşmak üzere diğer köşeden kaybolduğunu gördüm. Zaten bulunduğu yerden çıkmasaydı kesin ölmüştü çünkü LPG tankının arkasına saklanmıştı.

 
Sunumu yapan CryTek yetkilisi de böyle bir hizmetten dolayı heyecanlı idi  
 
 
Tüm bu güzelliklerin yanında oyunda bir an için bir şey dikkatimi çekti. Oyunda donmalar oluşuyordu. Nasıl bir kasa kullanıyorlar diye bakınırken FEEL kasanın yanında NVIDIA 8800'ü gördüm ve gerçekten içindemi diye merak ettim. Konuştuğum Intel yetkilisi kasada 4 çekirdek kullandıklarını ve 8800'unde dâhil olduğunu söyledi(içini açıp bakmadım ne kadar doğru bilemem ama böyle bir oyun için gerçek olsa gerek). Bunun yanında bu sürümün daha demo bile olmadığını sadece gösteri amacıyla hazırlandığını ve oyunun yılsonunda çıkmasının planlandığını da belirtti. Ufak tefek donmaları da oyunun tam sürüm olmamasına vermek gerek sanırım.

Yazımı bitirirken 2 şey söylemek istiyorum değerli okurlar. Birincisi bu oyun şahsi fikrim gerçekten bir devrim olacak. İkincisi ise eğer adam gibi bu oyunu oynamak istiyorsanız tüm harcamalarınızı durdurun ve para biriktirmeye başlayın çünkü gerçekten ihtiyacınız olacak.



    M E D A L  O F  H O N O U R    AIRBOURNE



Uzun süreden beri çıkmasını bekediğimiz 2.Dünya savaşı oyunlarının babası olan Medal Of Honor serisinin son oyunu olan MOH:Airbourne'un piyasaya çıkmadan hemen önce yayınlanan demosuyla karşınızdayız.

Geçmişten bu yana gelen Medal of Honor hayranlığı eminim ki çoğu 2.Dünya savaşı severde mevcuttur. Tahtını Call Of Duty adlı, başyapıta kaptırmış olsa da, serinin bütün oyunları kendisinden iyi şekilde bahsettirmeyi başarabildi. Şimdide Call of Duty'e kaptırmış olduğu tahtını geri almak için çok daha yenilik içeren bir oyunla karşımızda.

Demo da ilk olarak savaş alanına uçakla giden askerlerden birini canlandırıyoruz. Paraşütümüzle atladığımız andan itibaren karakterimize yön vererek inmek istediğimiz yeri ayarlıyor ve o bölgeye iniş yapıyoruz. Tabi bunu bir an önce kararlaştırmamız gerekiyor çünkü yere inmemiz çok kısa bir süre alıyor. (Fazla yüksekten atlamadığımızı farz ediyoruz).

Ayağımız yere basar basmaz katıksız bir aksiyonun içinde buluyoruz kendimizi ve savaşa başlıyoruz. Medal of Honor diyince aklımıza serinin ilk oyunundan unutamadığımız Normandia çıkarması gelir hep. Paraşütle iniş yaptığımız yer Normandia olmasa da MOH gene bizi sağlam bir atmosferin içine sokuveriyor.

Oyunun demosunu daha fazla anlatmayıp sizin oynamanızı tavsiye ederek sadece teknik konulara değinmek istiyorum. Oyunumuz grafiklerinden başlarsak, Airbourne'un serinin son çıkan oyunu olmasından hareketle serinin en iyi grafiklere sahip oyunu olarak lanse edebilirz. Oyunda S.M. 3.0 o kadar güzel kullanılmış ki, bazı ışığın oyunlarında kendimizi Splinter Cell oynuyormuş hissedebiliriz. Bunun dışında kaplamaklar gerçekten göz alıyor. Ancak oyunun grafik ve fiziksel anlamda en büyük eksiği, çevreyle etkileşimin neredeyse hiç olmaması. Mesela masa üzerindeki bir şişeye ateş ettiğimizde şişe kırılacağına duvaa ateş etmişcesine üzerinde delik açılıyor. Bu nokta belki bazıları için çok öenmli olmasa da, uzun yıllardan sonra iddialı bir yapım olarak tahtı geri alma çabasında olan bir oyunun bu şekilde karşımıza çıkması gerçekten üzücü. Çünkü tamda next-gen durumlarına yeni yeni kendimizi adapte edip oyunlardan çok şey beklemeye başladığımız şu günlerde bu tarzda bir basitlik gerçektende çok hoş karşılanmayabilir.

Oyunun seslerine geldiğimiz zaman ise serinin ismine yakışacak şekilde seslendirmeler gerçekten mevcut. Özellikle oynadığnız zaman göreceksiniz silah sesleri asla kulağı tırmalamıyor tam tersine kulakta çok hoş bir tat bırakıyor.  




       O  V  E  R   L  O  R  D



Kötü adamlar insanlara hep, hiç eğlenmeyen ve sürekli ciddi kişilikler olarak tanıtıldı. Karanlık dünyaları ise sıkıcı ve anlamsız olarak yansıtıldı. Triumph Studios ve Codemasters"ın ortaklığıyla hazırlanan 'Overlord' adlı oyun bu bakış açısını değiştirecek gibi duruyor. Oyunda saf, kötü bir karakteri canlandırıyoruz, emrimizde onlarca zebani var ancak oyunun espri dozu o kadar iyi ayarlanmış ki, kötülük yapmak bile zevkli hale geliyor. Overlord'un konusu ise şöyle: Kara kulesinde yaşayan kötü karakterimiz, emrindeki Goblinler ve zebaniler ile birlikte civar köylerdeki insanlara korku salarak mutlu mutlu yaşamaktadır. Ancak bir grup kahramanın kara kulemizi basmasıyla bu olay değişir. Overlord'u yenen bu kahramanlar kuleyi yıkar ve hükmümüzü sona erdirir...

Oyuna hizmetkarlarımız olan Goblinlerin bizi mezarımızda diriltmesiyle başlıyoruz. Bu ilk giriş videosunda, dirilen karakterimiz Goblinler tarafından giydiriliyor ve intikam yolcuğu için hazırlanıyor. Karakterimizin üzerinde tam takım bir zırh ve pelerin var. Yapımcılar Overlord adlı bu karakteri tasarlarken, Yüzüklerin Efendisi'ndeki meslektaşı Kara Lord Sauron'dan esinlenmiş. İkisinin arasındaki moda anlayışları ve yaşam stillerindeki benzerlikler çok rahat görülebiliyor...

Onlarca yıldır ölü kaldığımız için yapılacak çok fazla iş var. Overlord neler yapılacağını hatırlarken bizde oyunu öğreniyoruz. Overlord RPG (Rol yapma oyunu) ve RTS (Gerçek zamanlı Strateji) öğelerinin karışımı bir oynayış tarzına sahip. Dirildikten sonra önce kulemizi tekrar yapmamız lazım. Tabii aradan geçen bunca yıldan sonra, köylüler namımızı unutup bizden korkmaz hale gelmişler. Onları korkutup köle ettikten sonra bizi bu hale düşüren kahramanlardan intikam almaya başlayacağız.

Masalları yaşayın

Overlord'un geçtiği dünyayı masallardan ve fantastik öykülerden tanıyoruz. Cahil ve kendi halindeki köylüler, birçok farklı ırk ve iyilik için çırpınan kahramanlar var. Genelde bu tarz oyunlarda iyiliğin peşinde koşan kahramanları canlandırırız. Kötülere ceza verir, onlarla uğraşıp dururuz. Ancak Overlord madalyonun öteki yüzünü de görmemizi sağlıyor. Bu oyundaki amacımız; kötülüğümüzü yayıp, etrafı ele geçirmek. Üstelik bunu canlıları köleleştirip intikam almak gibi gerçekçi nedenler için yapıyoruz. Kulağa korkunç gelse de, oyunun müthiş bir espri anlayışı var. En sıkıcı anlarda bile emrimizdeki Gremlinler aptalca bir şey yapıp, bizi gülme krizine sokabiliyor...







Emrimizdeki zebaniler çok oyunda çok önemli yer tutuyor. Onlara verdiğimiz 'Şurayı yak' 'Burayı inşa et', 'Şu adama saldır' gibi emirleri yerine getiriyorlar. Bunu yapabilmek için mouse ve klavye bazlı rahat bir kontrol sistemi geliştirilmiş. Oyuna başlar başlamaz grafiklerin detayı insanın dikkatini çekiyor. Zindanlar, köyler ve dehlizler gerçekçi modellenmişler. Ayrıca oyun 'Yeni Nesil Konsollar'ın grafik kalitesine sahip. Hafif bir bulanıklık efektiyle Overlord'a masalsı bir hava da verilmiş. Oyunda dolaşırken, bazı parlayan kuyular görüyoruz. Bunlar yer altı dünyasıyla bağlantılı, onlar sayesinde hizmetkarlarımız olan zebanilerimizi çağırıyoruz. Bu zebaniler biz emir verene kadar peşimizden geliyorlar. Uzağımızda olan düşmanlara saldırtmak ya da işleri yaptırmak için onları kullanabiliyoruz. Karakterimizin hareketleriyle birlikte gerçekten onlar emir veriyormuş gibi hissediyoruz. Normalde bu yaratıklar işaretlediğimiz yere kendileri saldırıyor. Ama istersek onları mouse yoluyla çok rahat kontrol edebiliyoruz.
Bu yaratıkların liderinden esprili şekilde kötülüğün tanımını öğrendikten sonra biz de düşmanlarımıza korku salmaya başlıyoruz.


Share me

Digg  Facebook  SlashDot  Delicious  Technorati  Twitter  Google  Yahoo
Smf

 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
191 Gösterim
Son İleti 04 Eylül 2007, 17:08:31
Gönderen: ADMIN
0 Yanıt
143 Gösterim
Son İleti 08 Eylül 2007, 00:41:45
Gönderen: trust
0 Yanıt
340 Gösterim
Son İleti 15 Ekim 2007, 18:31:00
Gönderen: ADMIN
1 Yanıt
246 Gösterim
Son İleti 16 Ekim 2007, 11:12:57
Gönderen: ADMIN
6 Yanıt
697 Gösterim
Son İleti 24 Ocak 2008, 18:54:21
Gönderen: trust